Sosyal Projelere SİM Etkisi

Türkiye’nin ilk Sosyal İnovasyon Merkezi (SİM), toplumsal sorunların çözümünde özel sektör ve kamu kuruluşlarıyla ortak çalışarak yenilikçi projeler üretiyor

Sosyal inovasyon kavramı, büyük şirketlerin sürdürülebilirlik çalışmalarında artık sıkça yer alıyor. Toplumsal sorunların çözümünde büyük şirketlerin gündeminde olan sosyal inovasyon alanında ilk merkez olma özelliğini taşıyan Sosyal İnovasyon Merkezi (SİM), yenilikçi toplumsal projeler üretirken yenileşmeyi de hedefliyor. SİM’in bir diğer hedefi de toplumsal yenileşme için uğraş veren birey, grup ve kurumların bir araya geldiği bir buluşma noktası olmak. SİM bu amaçla, bir yandan toplumsal sorunların çözümüne katkı yapacak yenilikçi toplumsal düşünceler, yöntemler ve projeler geliştirirken; diğer yandan bunların hayata geçmesi için bireyler, sivil toplum örgütleri, özel sektör ve kamu kurumlarıyla işbirliği yapıyor. Merkezin başında ise Uluslararası Kızılhaç-Kızılay Dernekleri Federasyonu (IFRC), Türkiye Kızılay Derneği (Kızılay) ve Türkiye Eğitim Gönüllüleri Vakfı (TEGV) gibi büyük çaplı sivil toplum örgütlerinde yöneticilik yapan Suat Özçağdaş var.

İki alan var
2011 Eylül’ünde kurulan SİM’in ekonomik, toplumsal, kültürel ve çevresel birçok sorun yaşayan Türkiye’de, olaylara farklı açılardan bakabilecek, hem sivil toplumun enerjisini hem de akademik disiplini getirebilecek bir sosyal inovasyon merkezi kurulmasının yararlı olacağından hareketle yola çıkılarak kurulduğunu söyleyen Suat Özçağdaş, “Sosyal Girişimcilik, Kurumsal Sosyal Sorumluluk (KSS) ve Kurumsal Gönüllülük, Sivil Toplum Kapasite Geliştirme ve Kurumsal Gelişim alanlarında sosyal inovasyon çalışmaları yapmak hedefiyle çalışıyoruz” diyor. Peki, SİM’de neler yapılıyor? Sosyal inovasyonu başlıca dört temel alanda ele alırken, bunlar arasında şirketlere yönelik kurumsal gelişim ve kurumsal sosyal sorumluluk ve gönüllülük olmak üzere iki alan olduğunu söyleyen Özçağdaş, “Kurumsal Gelişim alanında, şirketlerin sosyal inovatif süreçleri içselleştirmiş ve kendi doğası haline getirmiş sürdürülebilir organizasyonlar olmasını hedefliyoruz” diyor. KSS alanında asıl olan şeyin, yaratılan toplumsal, ekonomik ve çevresel etkinin maksimize edilmesi, varsa bu alandaki olumsuz maliyetlerin azaltılması olduğunu vurgulayan Suat Özçağdaş, bu süreci yürütürken de tüm çalışanları ve paydaşları sürece dâhil etmenin büyük önem taşıdığı görüşünde.

Gönüllülük sadece STK’ların çalışma alanı değil
“Günümüzde, şirketlerin içinde bulundukları toplumun sorunlarına duyarlı kurumlar olmaları, sorunların çözümünde aktif bir toplumsal paydaş olduklarını da görmek ve göstermek çok önemli” diyen Suat Özçağdaş’a göre gönüllülük ve sosyal sorumluluk artık yalnızca STK’ların bir çalışma alanı değil. Bugün faaliyetlerini anlamlı bir oranda çevresel etki ve sürdürülebilirlik üzerinden yeniden yapılandırmayan kurumların uzun vadede yaşama şanslarının olmadığını belirten Özçağdaş, “Çünkü bir kurumun iletişim çağında gezegene ve yaşam kalitesine zarar vererek müşteri memnuniyeti sağlaması imkânsız” diyor.

STK’larla işbirliği yapılıyor
Türkiye için yaşamsal bir öneme sahip olan bir konuda Kızılay ile birlikte çalışan SİM, Kızılay ile birlikte Afet Gönüllülüğü Sistemi kurma projesine devam ediyor. Sivil toplum alanındaki diğer bir projenin de Kanserli Çocuklara Umut Vakfı (KAÇUV) olduğunu söyleyen Özçağdaş, “Vakıf, çocuklara yönelik psikolojik destek faaliyetleri ve oyun odalarının yanı sıra geçtiğimiz aylarda yoksul ailelerin barınma sorununu çözmek üzere bir Aile Evi açtı. Faaliyetlerini yeniden yapılandırarak daha etkin ve yaygın bir çalışma yürütmeyi hedefleyen ve sadece İstanbul’un belli bir bölgesinde hizmet veren KAÇUV’un 2012-2015 Stratejik Planı’nı hazırladık ve Vakfın yeniden yapılandırma sürecini başlattık” diyor.

Bir Cevap Yazın